18.7.16

Practical Arrangement

Saatimi çıkardım. Yüzüğümü çıkardım.
Bembeyaz ekrana bakıyorum. Binlerce düşünce aklımda havalanıyor. Geriye hiç mi birşey kalmaz?
Tamamen bittiğini ne zaman kendime itiraf ettim?
Geriye yıllar kaldı. Geriye ilklerin oluşturduğu upuzun liste kaldı kalbimde aklımda elimde.
Üzülmüyorum. Daha yeni fikre alışabiliyorum.
Kalbimde tenimde bir iz kazınmış, bırak ben böyle kalayım diyor.
Zaten orayı hiç birşey ile doldurmam.
İşin doğrusu, kimsenin yerinin doldurulmaz olduğunu düşünmüyorum, doldurmak istemezsen o iz orada kalır.

Şimdi tabii hesaplaşma zamanı, acının en derinini hissetmek için ağdalı kağıdı hiç düşünmeden çekme ve çığlık atma zamanı.

Keşke diyorum evet, yaşadıklarımdan pişman olduğum için değil, kendimde anlayamadığım yönlerimi daha iyi anlayabilmek ve daha iyi anlatabilmek için. Kalp kırıyorum. Elimde tek bahanem, hala kendimi bulamamak oluyor.

Çünkü uzaktan bakınca dünyanın en cool, en vurdumduymaz en geniş insanı gibi görünüyorum biliyorum ha bir de bir özgüven var ki sorma, tavan yapıyor. Yüzümden kahkaha eksik olmaz,yanımda salonlarca insan, oysa yanlızlığına deli düşkün, ruhen,bedenen kendini ideallerine adayabilecek kadar bencil kadının tekiyim.
Bencil, özgür ama mutlu. Neden hep enerji doluyum biliyor musun? Çünkü bu dünyada mutlu olabilmek için var olduğuma inanıyorum ve benden başka kimsenin beni mutlu edemeyeceğine inanıyorum. Bir gün herşey alt üst olabilir, herkes gidebilir, yanlızlığınla beraber kalabilirsin o zaman yanına baktığında boş yastıktan başka birşey görmesen de derin bir nefes aldığında gözlerini tekrar kapatıp güzel anıların seni takip ettiğini düşünmek yeter bence.

Bazı insanların hayatta yanlız kalması gerektiğini düşünüyorum ve içten içe biliyorum, ben de onlardan biriyim. Beni heyecanlandıran şeyler beni terketmedikçe ben böyle de mutluyum, ne acı ki zaten ben hep böyle mutlu olmayı başarabilmişim.

Yanlızlığım beni daha güzel kılıyor. Asla pişman değilim. Bu hayatı böyle yaşamayı biliyorum.
Amacın ne ne istiyorsun hayattan sorusuna geçenlerde hiç düşünmeden uzun zamandan sonra ilk defa çok net bir cevap verdim..Dedim ki, ben bu hayatta beni sınırlandırmaya çalışan herşeyin üstesinden gelip her engeli teker teker aşıp hayal dünyamın bitmek bilmez dünyasında dolaşmak istiyorum. Bir anda çıktı bu kelimeler, muhtemelen aynı sırada değil ve aynı kelimeler değildi. Düşünüyorum, evet tam da böyle.

Maceraya devam Elif. Senin hayatın da böyle olsun.


16.6.16

Son Feci Bisiklet

Universite sinavina girdim. Tabii ki de istedigim gibi gitmeyen bir sinav ve o zoraki tercih yapma seruveni. Ve sonuclar. Bilet kesildi. Ankara'ya gidiyordum. Bu drami aslinda uzuun uzun anlatabilirim ama bu yaziyi asla bununla mahvetmeyecegim.

Ankara'ya ayak bastim. Ilk sene her gun aglayarak gecirdim. Sonra asik oldum. Iyi ki asik olmusum. Olmasaydim eger o sehir tam bir zehir olacakti bana, buna hala inaniyorum.

Evet artik asiktim, sehrin keyfini surebilirdim. O zamanlar Tandogan'dan Maltepe Kizilay istikametinde yurumek, Kizilay'da olmak, Karanfil'de olmak bir zevkti. Simdi kimse inanmaz buna ama eskiden cok guzeldi Kizilay. Leman'da otururduk saatlerce. Sonra birkac sene gecti, oturdugumuz kafelerde, "Sist hop opusmek sarilmak yasak" cumlelerinin yukselmeye basladigini duyar olduk. Istikameti cevirecek yer kalmamaya baslayinca, evlerden cikmamaya sadece evlerde toplanilmaya baslandi. Ha derseniz simdi sanki cok mu farkli bir baska sehir?, kesinlikle haklisiniz artik hic bir yerde evden cikmiyoruz.

Yine konudan saptim.

Etrafinda dolanip dolanip durdugum ve anlatmaya calistigim sey su, Ankara'yi sadece Ankara'lilarin sevdigini cok iyi anliyorum. Ankara'yi Ankara yapan guzel insanlaridir. Ankara'nin insani guzeldir, samimidir, paylasimcidir, artik DNA'sina islemis mucadeleciligi vardir. Baskaldirir.Ustune ustluk ulkenin en iyi muzisyenlerine de ev olmustur. Bu konuyu burada kapatiyorum cunku bence gercekten tartismaya kapali.

Artik, Ankara'da 4 sene yasadigim icin ve isim nedeniyle zirt pirt gittigim icin mi bilmiyorum, yeni bir muzik dinlesem, varsa eger, o Ankara havasini anlayabiliyordum. Bir de uzerine Ankara'da edindigim, cok sevdigim yakin birkac arkadasim muzisyen olunca, onlarin kafasinin icine daha kolay girebilmistim. Hepsinde ayni soz, 'Istanbul'a gitmek gerek ama asil muzik yapmak gerek o yuzden burada kalmak gerek'. Bunun anlamini kavrayabiliyordum ama ne demek istediklerini zaman gectikce daha iyi anladim.

Simdi yeni bir grup kesfedilecekse, ya da solo bir album , herneyse, ilk dikkat ettigim seylerden bir tanesi Ankara kokeni var mi diye bakmak oluyor. Son Feci Bisiklet de oyle girdi hayatima.

Grubun ismine bakarsan, pas vermeye bile degmeyecek bir grup gibi dusunurken, su an en sevdigim Turk muzik topluluklarindan oldular. Simdi bunun kisa hikayesini anlatmak istiyorum. Anlaticam ama tekniklere girmeyecegim cunku ruhumu cok besleyen bir grup ve sadece bundan bahsetmek istiyorum.

Kulagima ilk defa 'Bundan sonra cikmaz karsina' sozleri calindi. Once sese vuruldugumu hatirliyorum. Arda, sesiyle bedeni birbirine zit biri. Guclu ses, ince bir vucut. 
Herseyden once sunun altini cizmek istiyorum, Arda ulkenin en gelecek vaad eden soz yazari ve bestecisi olmakla kalmayacak en iyi yorumcularindan birisi de olacak. Cok begeniyorum. Aslinda en cok soz yazarligini mi, yorumunu mu yoksa kafasini mi seviyorum onu tam bilmiyorum. 

Son feci Bisiklet sadece Arda midir? Kesinlikle hayir. Hersey bir yana Arda gibi bir adamla birseyler uretmek ve iyi performans saglayabilmek zor olmali. Cok eski arkadas olmalarinin avantajini kullaniyor olmalilar. 

Yaziyi yazarken doyasiya dinliyorum. Bikinisinde Astronomi caliyor... 'Denizler cinayet islemezler aslinda kimseyi istemezler' 

Son Feci Bisiklet nasil muzik yapiyor ondan bahsetmek gerek belki de..Son Feci bisiklet melodileriyle rock'n roll bile yapiyor ama olayi gufteden ziyade, hayatinizda her ne turlu duygu seli yasiyorsaniz, nelere kiziyor, nelerden tatmin oluyorsaniz, neler caninizi sikiyor, nasil asik oluyorsaniz ve daha bilimum butun duygu dunyasini, kesinlikle duz bir anlatimla degil, akla gelebilecek butun betimleme ve metaforlarla bezeyip sunuyor karsimiza.

'Belli ki bir sir vardi onun sesinde, her dusundugunde onu beyaz elbisesinde'.

En sevdigim sarkilari elektrot ve modern zamanlar. Diger sarkilarini da cok seviyorum ama ozellikle bu iki parcayi dinlerken yuzumde gulumseme oluyor. Sarkilar mutluluk asiladigi icin mi? Hayir. Bu sarkilari dinlerken yasayabildigim icin. "Ay benim gece senin bakar bakar gulumserim" diyor Elektrot'ta. Ben gercekten de Ay'a her baktigimda gulumserim. Sadece bu naifligi yakalayabildigim icin bile basimin ustunde her daim yerleri olacak.

Bir baska sevdigim yanlari da, hikayenin dunyayla sinirli kalmiyor olmasi. Butun evren bizim. Evet kucucuguz ama yerimiz burasi degil butun evren. Sarkilardaki perspektiflerini seviyorum. Daha cok gencler, nasil diye soruyorum sadece? Nasil oluyor? Bu sorunun cevabi icin birden farkli yerde roportajlarini okudum izledim. Belli ki ozellikle Arda zaten coktan bagini bizimle koparmis. Bu dunyadan degil o cocuk. Iyi ki degil. Yazinin baslarinda en cok nesini seviyorum bilmiyorum demistim ama simdi yaziyi sonlandirirken, en cok kafasini sevdigime karar veriyorum.

"En son ne zaman ayik olduk?, gorunuste ne yolcu ne yolduk"


Son feci bisiklet ozel bir grup. Uzun omurlu olmalarini umit ediyor, Modern Zamanlarla basbasa birakiyorum sizi...

"Belki cani fazla isteyecek ama sevmeden sevismeyecek"


https://www.youtube.com/watch?v=xjGU0by245M






































6.4.16

Nen var Kuzum?

Yazinin basligindaki soruyu cok sevgili Coldplay grubu uyelerine yoneltmek isterim. Hatta bir tik daha otesine gidip, eger artik olmuyorsa beraber muzik yapmak zorunda degilsiniz, zorlamayin yapmayin demek isterim.

Son albumleri tek kelimeyle facia. Simdiye kadar ki en kotu albumleri bence. Ghost Story neyin nesiydi o da kotuydu diyenler var. Kesinlikle katilmiyorum. Ghost Story de melankoliyse alin size dibi der gibi, ozlemekse alin size ozlem gibi, yanlizlik mi alin size yanlizlik der gibi, ancak yasayan anlayabilir tadinda karismiza cikti. Peki ya bu neyin kafasi? 

Arkadas bu adam zamaninda Green Eyes, A rush of blood to the head, politik falan filan diye uzuuun uzadiya siralayabilecegim sarkilarin altina ismini kalin harflerle yazdirmis biri. 

Simdi kimse kusruma bakmasin ama geriye donup bir durup bakarim ben arkadas. Benim icin Coldplay ne idi, hayatimda muzikal olarak neredeydi diye? Bir kere hemfikir olmaliyiz ki Coldplay hic bir zaman zaten, yok efendim Radioheadmis yok efendim Queenmis yok efendim Thievery Cooperationlar falan yakinindan bile gecemez. Ama yine de Coldplay iyidir. Iyi muzik yapan, yillar yili tum u degiismlere gogus gerebilmis bir grup olmus. Bu zordur. Cizgisi tarzi cok belli olan bir grupken su an geldigi nokta cok baska olmasina ragmen ayakta durmayi basarabilen bir grup. Her ne olursa olsun bence takdir edilmeli. AMA NEDEN? bu soru bence onemli cunku eger bu sorunun cevabini artik temsil etmiyorsa, sadik bir muzik dinleyicisi olarak uzgunum ama kendilerinden ellerimi ve kulaklarimi geri cekecegim. 


Simdi peki tum bu yermelerin yanisira, eski Coldplay eskisi gibi olur mu? Uzun zamandir sinyallerini aldigimiz degisime ragmen, Chris'in sanki icimize su serpmek istermiscesine yaptigi aciklamalarin isiginda da olabilecegini dusunmek istiyorum. Buna inanmak istiyorum. Ben yeni nesilin bu denli elektropop ya da gruplandirmaksizin elektro kokenli seslerin oldugu sarkilara tapmalarini anlayamiyorum. Bizim mi duygu dunyamiz cok genismis? Biz mi cok bagliymisiz eskiye bilemiyorum.  (Yazar burada yasinin artik 20'ler ve turevlerinden cikmis oldugunu belirtmisti)


Gelelim benim AMA NEDEN? sorusuna cevaplarima, herseyi gectim, en onemli ozellikleri bize piyanosu on planda,alternatif muzik dinleme keyfini cok guzel yasattilar. Simdi yok mu? Var evet ama artik o kadar kalabalik ki tinilari ben dinlerken neye kulak vermem gerektigine emin olamiyorum. Ote yandan Chris'in allah vergisi ozel sesi, allah vergisi (belki de kotu birseydir bu onun icin bilemiyorum) ruh hali ve icinden dokulenlerdir benim icin Coldplay. Ben tabii ki de geri isticem eski Coldplay'i. Adam acik acik demis ki, Am I part of a Cure or Am I part of a disease? Simdilik you are part of a disease sevgili Coldplaycigim. 

Hic bir zaman populer kulturun esiri olmasina gerek olmayan derinligine ve ozel bir yere sahip bir grupken, ozellikle eski dinleyicilerine 'Bunlar da sistemin kolesi oldular' olgusunu dusundurdukleri icinse onlari ayipliyorum. Ben 2015 Aralik'ta cikan albumlerini daha bugun dinledim. Var mi otesi? O kadar ilgisiz o kadar guvenmiyorum artik Coldplay'e. Bir kayiptir bu kesinlikle. Umarim cok utanirim cok uzulurum tum bu soylediklerim icin. Gercekten umuyorum.



Sevgiler,

28.11.15

Zalim Kavşaklar

Hayat bana seçimler sunarken her daim cömert oldu. Bunu inkar edemem. Öte yandan şu da bir gerçek, birçok olayda kendi yolumu kendim çizdim. Önce hayal ettim, uzunca bir süre hayal ettim hatta. Sonra tasarladım kafamda. Çözüm yolu, o noktaya varmak için yollar çizdim. En sonunda da vurucu atışımı yaptım. Şansım hiç yoktu diyemem ama birçok şeyi kendim başardım. 

Üniversiteye girdim, mühendis olmak istiyordum desem yalan olur ama sayısalcıydım bunu biliyordum. Kafam öyle çalışıyordu. Hakkında hiçbir şey bilmediğim bir bölüme girdim sevmediğim bir şehirdeydim üstüne üstlük. Daha kötü ne olabilir ki..29 yaşındayım hayatla alakalı her hesaplaşmamda meydan okudum karşıma çıkan engellere, hep direndim ama istemediğim bir şehirde istemediğim bir bölümde okumaya direnemedim. Sebebini hala bilmiyorum. Açıkcası artık önemli de değil. Çünkü çok mutluyum. Şu an yaptığım şeyden çok mutluyum. Bence herkesin çok heyecan duyabileceği bir şey yapıyorum. Herkesin yaparken feda etmekten hoşlanmayacağı şeyleri feda ediyorum ve bu beni asla mutsuz etmiyor. Ben yine direniyor, baş kaldırıyor, boyun eğmiyorum. Asilik herhalde bu. Bilemiyorum. Adı her ne olursa olsun hayattan zevk alma hissinin yerini hiçbir şey alamıyor. Almasına izin vermemeli bence. 

Derken o sevmediğim bölümün aslında cahilliğimden sevmediğimi anlıyorum ve aşık oluyorum. Yer bilimi. İsme bak. Yerin bilimi. Daha şahane birşey olabilir mi? İnsansın, yaşıyorsun ama nerede niçin nasıl yaşıyorsun? Geçmişte nasıl yaşamışsın? Neler yapmışsın hiçbirşey bilmiyorsun, hergün yeni birşey keşfediyorsun..Daha şahane birşey olabilir mi tekrar ediyorum..Bence olamaz...
Ayak bastığın nefes aldığın yaşayabilmene izin veren o sistemle her gün burun buruna mücadele veriyorsun, onunla konuşuyorsun, onu anlamaya çalışıyorsun. İnsan ömrü 80 yılsa, onun ömrü milyarlarca yıl. Kafan basıyor anladım çözdüm seni diyorsun ancak ilerlediğin yol bir arpa kadar belki var. Gerisi hikaye. 

Bu yazıyı uzun uzun aşık olduğum işi anlatmak için yazmıyorum. Benim hayatıma dokunmuş herkes o tutkumun zaten farkında. Çok da önemli değil zaten. Benim aşkım benim tutkum benim sevdam. Bana özel olsun. 

Gel zaman git zaman derken kaptalist düzenin en acı işleyen çarklarından birinde özel sektörde işe başladım. Başlayalı 5 seneden fazla olmuş çoktan. Kanadadan İtalya'ya oradan Türkiye'ye ve uzun zamandır da Türkiye'de birçok farklı ücra köşelerde yaşıyorum, çalışıyorum. İşin para kısmına bakmazsan sadece salt ekonomik jeoloji yapan birisi olarak düşünürsem, yaptığım iş acaip keyifli. Ancak sektörün acımasızlığı, şiddeti her geçen gün biraz daha artıyor ve bu işi sadece para kazanmak için değil, sevdiği için yapan insanlar olarak biz, her geçen gün biraz daha örseleniyoruz. Çağın gerisinde kalmış bir ülke, çağın gerisinde çağı takip etmeye çabalayan ama bebek adımlarından daha hızlı ilerleyemeyen bir hal alıyor. Kaderi bu. Eğer mevcut sistem değişmezse. 

Mühendislik dediğin meslek çok zor olmasının yanısıra, vicdanını asla kaybetmemen gereken bir meslek. Vicdanın, mesleki ahlakın seni asla yanlız bırakmamalı. Sadece insanlık için değil bu düzen içerisinde uyum içinde yaşabilmeyi sağlayacak herşeye çözüm bulmalıyız. Ben mesleğime böyle bakıyorum. Yenilikçi olmak zorundayım. Dünyanın gidişatını izlemek zorundayım. Ama herşeyden önce tüm bu yazdıklarımın altına en büyük şansım ve en büyük şanssızlığımı eklemeliyim. Ben bir Kadınım. 

Türkiye'de bir kadınım. Mühendis olan bir kadınım. Dünyayı takip eden, çağla beraber hareket etmek isteyen bir kadınım. Bu sıfatları topladığında bir halta yaramayan bir kadına dönüşüyorum. Benliğime, sevgime, saygıma, aşkıma herşeyime müdahaleler yiyorum ve en acısı da bu müdahaleler haklı kılıfıyla sunuluyor bana.

Eylül ayında izne ayrılmadan birkaç gün önce bir arkadaşım telefon etti dedi ki 'Elif izin günü sabahın eve gitme bana gel seni bir yere götürücem, birisiyle tanıştırmam gerek'. Kadınla tanıştım, 30 dk ayakta durmaksızın sohbet ettik. İlk anda kaynaşırsın ya. Neler yaptığımı sordu, neler hayal ettiğimi...Sonra kendi hayallerinden bahsetti. Uzun uzun. En sonunda dedi ki 'Elif senin gibi birileriyle her zaman projeler yapmak isterim, irtibatı koparma benimle' dedi. 

Bir mail atmış şimdi bana, uzuuuun uzuuuuuuun yapmak istediklerinden bahsetmiş, herşey harika, beni çok iyi analiz etmiş, neler yapmaktan hoşlanacağım onu anlamış bir kadın karşımda bana 'hadi' diyor. 

Hadi Elif Bir kere daha elinin tersiyle herşeyi bırak ve git. 

O kadar zor ki...Önceki gidişim yine kolaydı..Şimdi ise daha zor, kendime tamamen yeni bir hayat çizmişken, ya da çizdiğimi zannederken..Hayatımın 10 senesini verdiğim adamla evlilik hayalleri kurup eve taşınmaktan bahsederken o, ben , Elif, karşısına çıkıp, Üzgünüm kalbim orası için atıyor, yapamam burada gitmeliyim' i nasıl diyeceğim? 

Hadi dedim diyelim...hayatta her yol ayrımıında bencilce sadece kendi zevkim için herşeyi feda edip gidecek miyim ben?

Bu sadece karşımdaki insana ya da aileme sevdiğim insanlara karşı bir sorumluluk savaşı değil, kendimle de savaşım..

Kendini tanımak, anlamak böyle birşey olsa gerek. 

Dün twitter'da yazmıştım. Sanki başkasından aldığım bir sözmüş gibi tırmak içine aldım oysa ki kendi sözümdü, şimdi tekrarlayarak sonlandırıyorum yazımı. 

''You don't have to travel the whole world to see the real you, you travel to see everything but you''

Seyahat etmek fiziksel değil, zihinsel olmalı aynı zamanda. 

Sevgiler,

4.11.15

Yeniden

İlk 2008'de başladım yazmaya. Hatta o kadar ilerlemişti ki yazma sevdam, neredeyse hergün yazıyordum buraya. Hepsini yayınlamıyordum ama ben mutlaka yazıyordum. Gün be gün yaşadığım herşeyi buraya aktarıyordum. Tamamen kişisel olan bir blog.
Artık tak etti..Kendimi bulmama yarayan, yazarken kendimi sorgulamama, içimi dinlememe sebep olan hiç bir şeyin peşini bırakmayacağım artık!

Ben geri döndüm blog!

Hadi bana yine iyi gel..Yaparsın biliyorum!

12.10.14

Babama

Sana birseyler yazmak istiyorum.İstiyordum.
icime dokunuyor. ic acitmak, acimasindan da ote. cunku aci acir
sonra gecer biliyorum. biliyorum cunku sen benim canimi, icimi de
acitmistin. cok hem de. simdi hersey farkli. gittin. benden abimden
annemden gittin. yine sormadan yine arkana bakmadan. cok uzucu
cok yakici,evet. ama hayir sadece bu kadar degil iste. anlamiyorum.
algilayamiyorum. beynimin yandigini hissediyorum. insanin
insanla bitmeyen hesaplasmasi olur da insanin babasiyla
hesaplasmasi olur mu? seninle hesaplasmam var, bitmemis
konuşmalarım, bitmemis raki siselerim, bitmemis yollarim var.
doyamadigim opucuklerim, doyamadigim askim doyamadigim hasretim
var sana. simdi olsan da karsima alip seni sormam biliyorum.ver
bana gecen yillari ver bana geride birakmadigin alip goturdugun
seni diye sitem de de bulunmazdım nou da biliyorum ama hep içimden geçti sürekli,vızır vızır.

 kimse seni taniyamadan gittin sen. neydi bu yanlizlik? neyin hayati?

''ölüm yok, ölüm diye birsey yok, ben buradayim ben buradayim,
elini tutamadiklarimin ellerini hissederim onlarla konusurum, 
ben istemedikce hic ölümü yasamam ben.''

baba, olum hic yok zaten seni dusununce. ben senin ardindan nefes
aldigim icin guldugum icin kafam sen haric birsey dusundugu icin,
senin hatalarini, benim keskelerimi sana dair bile olsa, beni uzdugun her
ani dusundugum dusunebildigim aklima gelebildigi icin kendimden
nefret ediyorum. Olum nasil yok? ben seninle konusurken bile sen
konusmuyorsun ki benimle, iki elif konusuyor birbirleriyle. icinde
az Huseyin olan cumleler var. ama beni opusunu koklayisini elimi
tutusunu, gozlerini , parmaklarini, nefesinin resmini cizebiliyorum.

''anin mi yok benimle al sana ani'' diyip ameliyata giderken
yanindaydim, bir an bile oyle ani olacaksa olmaz olsun demedim
demiyorum. kiziyorum sana gururuna davanda direnmene hayattaki
durusuna. hepsi seni benden aldi. her biri birer birer eritti seni.
geriye soracagim tek soru var sana? degdi mi? cevabini bilmiyorum
sanma. biliyorum ama bilmek icimi acitiyor.


ne yapmaliyim??ne dememi bekliyorsun? sensin onemli olan sen
mutlu muydun? sen istedigin gibi yasadin mi? mutluydum istedigim
gibi yasadim desen beni daha mutlu yapar mi? hayir baba. malesef
hayir.

seni yasayamadim seni sevemedim diledigimce doyasiya opemedim
kokunu icime cekemedim. sen gittin.
hicbir seyin anlami yok. hicbir seyin keyfi yok. hersey renksiz
hersey tatsiz. sanki grip olmusum olumcul degil ama muebbet,
kalbim gulmeyi unutmus, belki de hic ogrenmemis.
seninle konusmalarimi sonlandiramiyorum,devamini icimde yasatiyorum.
huseyin tekin...sen olum diye birsey yok diye diye gittin.
Seni sevenlerin sana olan ozlemlerinden ote hicbirsey isitmeden. herkes seni
cok ozluyor. mutlak sevgini, mutlak saplantilarini da.

Seni yasamayi da yine bize sensiz olarak biraktin.
Yine pencere kenarina oturup yildizlara bakip birkac damla gozyasiyla seni
yasamak kaldi geriye. aslina bakarsan zaten yaptigim hep oydu. simdi
belki bu sefer benim elimden tutarsın ve beraber dokeriz o gozyaslarini.













21.7.14

Dokunmak


Dokunmak-Erkan Oğur Derya Türkan İlkin Deniz

Haziran 2014’te bir album yayınlandı. Türk müziğinin duayenlerini birleştiren,tinisiyla,güfteleriyle yine bambaşka diyarlara sürüklemeyi başaran bir albüm olmuş Dokunmak. Sizi bilmem ama Erkan Oğur deyince aklıma, bir röportajında ‘ben müzik yapmayı bilmiyorum’ demesi geliyor hep. İlk başta bir mütevazilik gibi yorumlanabilenecek bu deyişi aslında müzik yapmayı müzikle yaşamayı öylesine felsefik öylesine derin yaşadığını gösteriyor. Bahsi geçen röportajda çok basit bir kavramla ne demek istediğini açıkca ortaya koyuyor. Diyor ki 'aslında biz her yaptığımız güfteyle kulağımızda çınlayan bir tınıyı bu evrendeki tınılardan eksiltiyoruz'. Haydi bakalım bu cümleyi hazmet hazmedebilirsen. İnsan kulağını tembelleştirdikçe, gelenekçi beklenilir tınılarla doldurdukça böylesine derin bir deryanın içinde kendini kaybediyor. Çaresizce. Ben Erkan Oğur dinlerken kendimi çok çaresiz hissediyorum. Çok naif oluyorum. Kelimelerle anlatılması zor. Yapmış olduğu müziği değerlendirmek olumlu olumsuz eleştirmek o kadar büyük hadsizlik ki...Kulağıma çalan her tınıda her melodi bütünlüğünde koskoca bir dünya upuzun akan giden bir hikaye olduğunu sezebiliyorum, hissediyorum. Hissettiriyor. Başka hiç bir tınıda olmadığı kadar.